11 Nisan 2012 Çarşamba

SALİH DURSUN

     Sakaryaspor, bu sezon TFF 1. Lig'den düşmek üzere. Maalesef, daha önceki yazılarımda da sıkça belirttiğim gibi, yönetimlerin yıllardan beri yapmış olduğu akıl almaz hataların bedeli bir türlü ödenip de bitemedi gitti. Kulüp, borç batağında ve imkanları inanılmaz derecede kısıtlanmış durumda. Bu ve daha birçok zorluğa rağmen, genç oyuncularıyla elinden geleni yapan ve taraftarlarının hiçbir zaman protesto etmediği bir takıma sahipler. Bu genç oyuncular arasında en çok öne çıkanların başında şüphesiz Salih Dursun geliyor. Sadece Sakaryaspor ile sınırlı kalmayıp, TFF 1. Lig'de gözüme çarpan birçok genç oyuncuyu sizlere tanıtmaya, görebildiğim kadarıyla yorumlamaya çalışacağım önümüzdeki günlerde. İlk olarak, memleketimin takımından bir genci seçmemi umarım doğal karşılarsınız...

      Salih Dursun, 1991 Adapazarı doğumlu. Şehrin köklü amatör takımlarından Garajlar Taç Spor'da başlamış top oynamaya. Derken Sakaryaspor altyapısına geçmiş. 18 yaşında, yani 2009'da profesyonel sözleşme yapılmış kendisiyle. Takımın çok zor dönemlerinde, belki de imkansızlıktan düzenli olarak forma verilmiş kısa bir süre sonra kendisine. Genellikle stoper oynatılmış. Akranı, arkadaşı ve en az Salih kadar beğendiğim Berat Çetinkaya ile beraber durmuşlar rakibin atakları karşısında.

      Sakaryaspor bünyesinden 1991 doğumlu birkaç iyi oyuncu daha çıkmıştır. Örneğin, çok genç yaşta Fenerbahçe tarafından transfer edilen ve muhtelif kulüplere kiralık gönderilmekte olan sol bek Onur Karakabak ve santrfor Furkan Aydın da 1991 doğumludur. Tıpkı 1988 jenerasyonu gibi. Mustafa Pektemek, Hüseyin Tok, Şaban Özel ve Gazanfer Aydın da bu jenerasyonun tanınan oyuncularındandır. İşte bu 1991 doğumlu iki delikanlının, yani Salih ve Berat'ın hikayesi Sakarya kentinin hikayesi gibidir. Sakarya yıkılır ama dayanır, Sakarya yalnız kalır ama dayanır, Sakarya çaresiz kalır ama yardım istemez, başını eğmez. 'Küme düşecekler', 'Amatöre gidiyorlar', 'Kocaelispor'dan beter olacaklar' denilen sezon (2010-11), Sakaryaspor TFF 2. Lig'de şampiyon olur ve TFF 1. Lig'e yükselir. Transfer yasağının olduğu sezonda, çok büyük maddi imkansızlıklar içinde verilen mücadeleyi de zaten bilenler biliyor sezon başından beri...

     Salih Dursun, uzun boylu bir çocuk, 1.88 boyunda. Yapılı, güçlü ve gözü kara bir oyuncu tipi, tekmeye kafa sokan adamlardan. Bu sebepler maçlarda sık sık sakatlık geçiriyor ama çok fazla rakibi kasten yaralayıcı bir faulünü de görmüş değilim. Uzun boyunun bir avantajı olarak, hava toplarına son derece hakim bir oyuncu. Yüksek toplarda sezgisi yüksek ve zamanlaması çok iyi. Belki de bu sezon en az 4-5 gol daha fazla atabileceği pozisyonlara girdi ancak bunları kullanamadı. Diğer yandan, stoper oynamasını gereksiz buluyorum. Ayaklarına çok hakim olmadığı ve bir heyecanlı bir oyuncu olduğu için, basit ve garanti oyunu henüz oynayamıyor. Zaten, onun yükselişi, orta sahanın ortasında oynamaya başladıktan sonra ivme kazandı. Defansif orta saha pozisyonunda oynadığında, hem arkasında hata yaptığında bunu telafi edecek birileri oluyor, hem de takımın genel direncini inanılmaz arttırıyor. Ayrıca sıkça ileriye çıkarak da gol arıyor. Uzaktan şutlarının da hiç fena olmadığını söyleyebilirim. Öyle ki, Adapazarı'nda oynanan Çaykur Rizespor maçında, yaklaşık 30 metreden attığı şut, Rizespor'un başarılı stoperi Sezer Özmen'e isabet etmiş ve Sezer hastanelik olmuştu. Güç ve sürat açısından herhangi bir problemi yok yani bu oyuncunun. Yalnız dribling, pas ve top kontrolü olarak çok ileri seviyede değil. Ama bunları söylerken de, 'kazma' diye tabir edilen bir oyuncudan asla bahsetmiyorum. Salih'in oynaması gereken mevki, ya orta sahanın ortası, ya da (bana göre) santrfordur. Bu mevkiler, biraz da ince işler gerektirir. Yıllarca, muhtemelen çok güçlü ve uzun olduğu için stoper oynatılan bu gencin de gelişimini zamanla tamamlayacağına kesinlikle inanıyorum. Çünkü Salih, gördüğüm en gelişime açık oyunculardan biri. Geçen sezondan bugüne kadar geçen zamanda, top ayağına geldiğinde ileri doğru uzun oynayan bir oyuncudan, bacak arası çalım atacak kadar kendine güvenen bir duruma geldi. Sürekli gelişiyor ve ilerliyor Salih, beni de diğer oyuncuların arasından onu seçmeye iten nedenlerden biri de bu. Sahada hemen hemen her mevkide forma giyebilecek, her görevi yapabilecek bir oyuncudan bahsediyorum...

     Hafta sonu oynanan Sakaryaspor-Elazığspor maçı 3-3 sonuçlandı. Bu maçta, lider Elazığ karşısında çok iyi bir görüntü veren Sakaryaspor'da, ileri uçta ilk defa Salih'i izleme fırsatı bulduk. Yılmaz Vural, bence çok isabetli bir kararla, onu tek santrfor olarak sahaya sürdü. O da, kendine güvenenleri mahçup etmeyerek maçı bir gol ve bir asistle tamamladı. Ayrıca yüzde yüz gol olması gereken bir kafa şutunu, Elazığ kalecisi Ahmet Şahin inanılmaz şekilde kurtardı. Bunlara ek olarak, savunma içgüdüsü sağlam bir oyuncu olduğu için, yaptığı inanılmaz presle Elazığ defansını şaşkına uğrattı. Bence bu maçın ardından Salih'in sürekli santrfor oynaması gerekir. Takımın birinci santrforu İlkay Demir de son derece iyi ve sevdiğim bir oyuncudur, ayrıca sağ kanatta da oynayabilme yeteneğine sahiptir. Bu şekilde belki de takımın hücumu daha verimli olabilir. Elbette en iyisini Yılmaz Vural bilir... Salih'in sezon sonunda kulüpten ayrılması kesinleşti artık. Ona talip olan birçok kulüp var ve bunların içinde ciddi organizasyonu olan, büyük takımlar da var. Büyük ihtimalle kesinleşen ise, Salih'în Kayserispor ile bir ön protokol imzaladığı. Son yıllarda bünyesine kattığı gençlerle medyada yankı uyandıran Kayserispor, sezon başından beri Salih'i takibe almıştı. Ancak, Sakaryaspor Teknik Direktörü Yılmaz Vural'ın, İstanbul takımlarından birine Salih'i önerdiği ve yakında bazı gelişmelerin olduğu da iddia ediliyor. Şahsen, Salih'in Kayserispor'a gitmesinin doğru olduğunu düşünenlerden değilim. Kayserispor, çok büyük ekonomisi ve insan potansiyeli olan bir ilde bulunmasına ve muhteşem tesislerine rağmen, bir türlü istediği taraftar desteğini bulamayan bir kulüp. Ayrıca takımda çok fazla sayıda genç oyuncu var. Bunlara ek olarak, kulübün güçlü ekonomisini ve getirdiği çok kaliteli yabancıları da düşündüğümde, Salih'in Kayseri'de hak ettiği değeri görememesinden korkuyorum. Dilerim Salih de bir İstanbul kulübüne gider ve bir Tuncay Şanlı olabilir (!)...

     Küme düşme hattındaki bir takımda oynayan, doğru dürüst parasını alamayan, bin türlü imkansızlıkla boğuşan bir genç, hayatından ilk kez oynadığı bir seviyede 8 gol attı, üstelik forvet oynamadan. Yere göğe sığdırılamayan Severin Bikoko'nun, arkasında taş gibi bir takımla ve elbette tüm maçlarda ileride oynayarak 15 golle gol krallığında önde gittiğini gördüğümde, bu başarının büyüklüğünü görebiliyorum. İleride Salih Dursun ismini çok duyacaksınız, şimdiden öğrenmenizde fayda var. Bu efendi, saygılı ve gururlu çocuğun yükselmesine şahit olmayı çok istiyorum. Artık bundan sonra ipler onun elinde, yolu açık, bahtı bol olsun...  

3 Nisan 2012 Salı

EQUILIBRIUM

         Distopik filmleri sever misiniz? Ben çok severim ve belki de onlarca bu türde film izlemişimdir. Önce, bilmeyenler de olabilir diyerek, bir açıklayayım distopik ne demektir; Distopia kelimesinden türemiş olan distopik sıfatı; insanlığın geleceğine dair karamsarlığı, gezegenimizin ve insanlığın gittiği kötü yolu resmeden eserlere verilen bir sıfattır. Mesela Matrix, Equilibrium, Fahrenheit 451, 1984 gibi eserler, distopik filmler veya kitaplardır. Peki ya karamsarlığı her zaman gelecekte mi aramak lazım? Günümüz çok mu toz pembe bir hayat sunuyor bizlere? Elbette hayır. Ben de distopik filmler içerisinde favorilerimden olan Equilibrum'daki bir sahneden yola çıkarak, ülkemizdeki 'bugünün' bir fotoğrafını çekmek istiyorum. Son derece karanlık bir fotoğraf olacak bu ve çoğunuz okurken çok sinirleneceksiniz, baştan uyarayım.

         Equlibrium filminde bir 'Father' karakteri var. O, dünyanın başkanı, sahibi, her şeyi. Barışın ve dostluğun egemenliğinden dem vuran konuşmaları, hemen hemen her köşede, dev ekranlarda insanlara izletiliyor. Bir yarı Tanrı imajı yaratılmaya çalışılıyor. Sıradan insanlara ise, hissetmemeleri, düşünmemeleri ve baş kaldırmamaları için düzenli olarak ilaçlar veriliyor. Bu şekilde zombileşmiş, boyun eğen, sakin ve ezilmiş bir toplum yaratılıyor. Az sayıda da olsa isyan eden olursa, Father'ın ve düzenin koruyucuları 'Rahipler' tarafından korkunç biçimde cezalandırılıyor. Rahiplerden birini oynayan Christian Bale'in, insani yönlerinin farkına varması ve bu düzene isyan etmesini konu alıyor filmin kalan kısmı da. Türkiye'de de buna benzer bir durum algılıyorum artık. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun her fırsatta çarpıtıldığı, yanlışların kutsandığı veya göz ardı edildiği, hissizleşmenin, manipülasyonun, hedef göstermenin, provokasyonun altın çağını yaşadığı, bir nevi cinnet günlerinden geçiyoruz sanki. Father da bir tane değil üstelik, binlerce Father, on binlerce Rahip var etrafta. Politikaya doğrudan girmeden, sadece 'eğlence' sandığımız spor alanında neler olduğuna bakmak bile yeterli belki de.

         Yıllardır sistematik olarak sürdürülen bir kampanya var. Bu kampanya, artık meyvelerini verme aşamasını aşmış, verdiği meyveler çürüme safhasına gelmiştir. Bunun adı 'Fenerbahçe Karşıtlığı'dır. Medya, bunu yıllarca pompaladı ve artık bu bakış açısı öyle kemikleşti, öyle bünyelere zerk edildi ki, şimdilerde ektiklerini biçmekten korkar hale gelecekleri aşamaya ulaştık bile. Son örnek, Pazar günü yaşandı. Milli Takım'ın değişmez kalecisi Volkan Demirel'e BİLMEM NE Arena'da atılan rakı şişesinin ardından ikinci ÖLÜM TEHLİKESİ yaşatıldı. Evet, ölüm tehlikesi dedim çünkü birisi sahaya bıçak attı. Bıçağın kesici bir alet olmadığını konu eden haberlere rastlamayı umuyordum spor medyasında ancak bıçak konu bile edilmemeye çalışıldı. Onun evvelinde, dakikalarca edilen küfürler, gördüğüm en REZİL eylemlerden biri olan sahaya atlet atma gibi çirkinliklerden bahsetmiyorum bile. Zaten toplumda rezilliğin zirvelerinde yaşıyoruz. Fakat, bugün bakıyorum da, Volkan'ın kapalı bıçağı açtığı, tribünleri provoke ettiği konuşuluyor. Ciddi ciddi bunu konuşuyorlar. O bıçak önce çakı oldu tabi maçı izlerken. Tıpkı BİLMEM NE Arena'da ADAM BIÇAKLANDIĞINDA, şimdiye kadar gördüğüm en sinsi, en fırsatçı, en arkadan vurmaya meyilli yöneticinin buna 'Tırnak Makası' demeye cüret edebildiği gibi. Kaldı ki, 'tırnak makası ile' şakacıktan kesilen arkadaş hakkında da ne bir haber, ne bir yaygara çıktı basında. Ancak o da ne? Maçın üzerinden 2 gün geçtiği halde, hala Cristian'ın attığı golün ofsayt olup olmadığı saatlerce tartışılıyordu fitne fesatın marka değerini en çok arttıran kanal ve programda. Yetmedi ama, TUVALET KAĞIDI olmadan yorumlanan pozisyonlar kesmiyor artık bizi. Tuvalaet kağıdının aklıma getirdiği şeyi temsil ediyorsunuz çünkü, tuvalet kağıdı kadar değerlisiniz bir başka tabirle.

         Fenerbahçe, Bergamo'ya finale yenildiğinde 'Fener'e Avrupa'da Kupa Hayal' diye manşet atan Milliyet,  CEV Şampiyonlar Ligi Kupası'nı eze eze aldığımızda ne yazdı? Kadın basketbolunun en büyük kupasında 16 maç aralıksız kazanarak tarih yazan kadın basketbolcularımız, son maçta şanssız biçimde kaybedince 'Fener bir yenildi, Pir yenildi' diye başlık atan NtvSpor, dandik CEV Kupası'nda Galatasaray MP, kendisinden on defa düşük bütçeli takıma kupayı kaybedince 'Sağlık Olsun Kızlar' tribine girmedi mi? Yıllarca milleti 'Fenerli Medya', 'Fenerasyon' diye uyutup, Fenerbahçe hakkında en ahlaksızca, en çirkin yorumları bizzat yapmadı mı? Palavradan 'Süper' olan ligimizde her maç küfrün, kavganın, hakem hatasının biri bin parayken, Lig Tv, işine gelenleri bin defa tekrar tekrar yayınlayıp, işine gelmeyen çirkinlikleri örtbas etmedi mi? Artık bu iş can alıp, can vermeye kadar gitti beyler bayanlar, işler ciddi. Ama siz yılların verdiği alışkanlıkla, Fenerbahçe'yi bir yerinden işin içine dahil ederek, hem kendinize avantaj sağladığınızı sanıyorsunuz, hem de aklınızca vicdanınızı rahatlatıyorsunuz. Bana kimse çıkıp, sahaya atılan bıçağı mantıklı biçimde açıklayamaz. Bunu yapmaya kalkan da, nazarımda ya büyük bir ahlaksızdır, ya da büyük bir yalancıdır. Yalanın kökeni zaten basın ve yöneticilerde, ancak zavallı taraftar ve sporcu, bunlara bizzat maruz kalıyor. Basın ise, yaktığı ateşin üzerine sürekli benzin dökerek, hem rantını arttırıyor, hem de uşağı olduğu odaklara daha büyük hizmetlerde bulunuyor. Sıradan insanların, kendilerini fikir önderi sanıp, Volkan'a atılan şişede 'Hak etmişti zaten bunu', diyecek veya benim başsağlığı mesajıma bile cevap vermeyecek kadar küçülmelerini ise kelimelerle açıklamak zor. Aziz Yıldırım'ın gözaltına alındığı ilk günlerde sürekli hastaneye gitmesine 'Yalan', 'Numara', 'Ölse de kurtulsak' diyenler, Roko Ukic'in kırılan parmağına 'Oh, iyi haber' diyenler, Şekip Mosturoğlu'nun belki de kendini öldürmesini sağlamak için, sürekli 'İntihar etti', 'Bunalımda', 'Bitmiş' gibi haberler yapanlar, Penny Taylor'un o sahadaki güzelliğine saygı duymayıp, onu 'seks objesi' gibi lanse etmeye çalışan pislikler, her gece Fenerbahçe taraftarıyla ana avrat küfürleşenler, araya giren olursa gururla 'Dur oğlum, şimdi birileriyle KAPIŞIYORUM' diye yanıt verenler, sanki bütün Emniyet teşkilatı onun uşağıymış gibi önüne gelene 'Seni aldırırım ulan evinden' çekenler, sadece sert oynayan Lugano'ya inanılmaz küfürler edip, sonra kendini adam sansınlar diye adab-ı muaşeret dersi vermeye kalkan sanal soytarılar ve daha binlercesi, aylardır şahit olduğum tiplemeler. Bunların da çoğu gazeteci! Sıradan adamlar da değiller kendilerine sorsan. Ancak onlara göre yaverlik bir meslek haline gelmiş. Hiçbir kurumunda, ne lisesinde, ne üniversitesinde, ne cemiyetinde, ne de kongresinde YANCI olmaktan öteye gidemeyecekleri, hatta Pilav Günü'nde bile içeri sokulmayacakları bir camiaya yaverlik etme nedenlerini de bana değil, onlara sorun. Onlar için Lise değil, de ancak Nevizade olabilir en yakın oldukları yer. Orada içer durur ve Fenerbahçe'ye küfrederler.

        Taraftarlık kötü bir şey değil. Bilenler benim Fenerbahçe'ye ne kadar bağlı olduğumu, memleketimin takımı Sakaryaspor'u nasıl sevdiğimi çok iyi bilirler. Ama bırakın küfürü, tezahüratı, artık işler ölümü-yaralanmayı mazur görme seviyesine geldi. Lefter'in ardından hep beraber yazdık burada romantik bloggerlar gibi, Vedat Okyar'ın adamlığından dem vurduk, Taçsız Kral Metin Oktay ile hepimiz onur duyduk ama bunda bile ne kadar samimi olduğumuzu akabinde gayet iyi görme fırsatı bulduk. Bana normal gelmiyor bu olanlar, her şey Fenerbahçe'nin büyük provokasyonundan ötürü oluşmuyor, aksine bunu size yediriyorlar (veya siz yemek istiyorsunuz). Leeds-Galatasaray maçından önce, 2 İngiliz öldürüldü İstanbul'da. Adamlar bunun intikamını 2 canla mı aldı? Liverpool'un defalarca felaketler yaşayan taraftarı (Hillsboroguh, Heysel) suçu federasyonlarda mı buldu, faturayı birine kesmeye kalktı mı? Nereden geliyor bu rövanşist kültür? Eh, hem kültürel, hem de basından diyorum ben. Sadece güzel olmanın işe yarayabildiği, çalışanların çoğunun İletişim Fakültesi'nin kapısından dahi geçmiş olmadığı, fikir beyan etmek için biraz güzel bir kalça veya yüzün yeterli bulunabildiği mecradan diyorum. Sporcuların kazandığı paraların fazla olduğunu iddia ederken gösterdikleri küstahlığın milyonda biri kendilerine yapıldığında ortalığı ayağa kaldıran, zekası zayıf, ruhu satılık, hafızası boş tiplerin cirit attığı basından. Evet, beyler bayanlar, ben de sizin kazandığınız paranın helal olmadığını düşünüyorum. Bilgisizliğinizle, sığlığınızla, patronun emirlerine biat etmenizle, insanları zombileştirmenizle, ölümlere, öfkeye sessiz kalmakla yetinmeyip, onu her an körüklemenizle, Equilibrum'daki dev ekranlardan farksızsınız. Hepinizde aynı görüntü ve kayıt yayınlanıyor. Anlatılan şey, görünürde Barış, Kardeşlik ama insanlara verdiğiniz tek şey narkoz. Öfkelenmeye, renk körlüğüne, küfüre, saygısızlığa, insan onurunu çiğnemeye verdiğiniz narkoz. Father böyle istiyor çünkü, biliyoruz. Ama biz o ilaçlardan almıyoruz!

27 Şubat 2012 Pazartesi

BANK ASYA 1. LİG'DE SONA DOĞRU (4)

23. haftayı da geride bıraktığımız Bank Asya 1. Lig'de, yine çok enteresan bir hafta yaşadık. Kasımpaşa hariç, ilk 6 sırada bulunan tüm takımlar puan kaybetti. Kasımpaşa'yı da, sonuncu sıradaki Güngörenspor ile oynadığı maçta, son dakika golüyle Ali Bilgin kurtardı. Hemen her maçın büyük çekişmeye sahne olduğu ligde sıra geldi 7. ve 8. sıradaki takımları incelemeye. Bu yazıda Kayseri Erciyesspor ve Karşıyaka ile ilgili tespitlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Kayseri Erciyesspor: Sezona Fikret Yılmaz yönetiminde başlayan Erciyesspor'da, büyük hedefler ve güven sezmek zor değildi. Her şey gayet de iyi başladı onlar adına. Ancak, Fikret Hoca'nın yönetimle anlaşmazlığa düşmesi neticesinde istifa etmesinin öncesinde de, birkaç kötü sonuç alınmıştı. Yönetim kurulu, Yılmaz'ın yerine, eski milli oyuncularımızdan Kemalettin Şentürk ile anlaştı. Devre arası yapılan birkaç takviye de takımın gücüne güç kattı. Kayseri Erciyesspor, gerçekten de güçlü bir kadroya sahip.

Ancak sıkıntılı olduğu bölgeler de var. Mesela kaleci Ferhat Odabaşı'nın biraz daha dikkatli olması gerek. Bazı maçlarda gerçekten kabul edilemez hatalar yaptı ve yerini Emrullah'a kaptırdı. Savunmanın ortasında oynayan Cemil Adıcan, geçmişte Tavşanlı Linyitspor'da da izlediğim, son derece iyi bir stoper. Onun yanına, Sakaryaspor'dan devre arasında gelen Zafer Aydoğdu, son derece iyi bir takviye oldu. Yine Adana Demirspor'dan tanıdığımız Metin Tuğlu da, savunmanın önemli isimlerinden biri. Geçen sezon Samsunspor'da çok başarılı bir çizgisi olan genç sol bek Orhan Taşdelen de, giderek takıma ısınıyor. Orta sahanın ortasında Hassan Wasswa ve Amit Gülüzade, son derece değerli yabancılar. Özellikle dikkat çekmek istediğim oyuncu ise Sofiane Hanni. 21 yaşındaki Cezayir asıllı Fransız oyuncu, özellikle etkili olduğu sol açıkta gününde olduğunda, resmen resital veren türde bir yetenek. Sağ ayaklı olmasına rağmen attığı ters çalımlar, oyun zekası ve süratiyle, doğru işlendiğinde inanılmaz bir oyuncuya dönüşebilir. Yine orta saha ve hücum bölgesinin sağında oynayabilecek Serkan Atak, OFTAŞ döneminden beri takip ettiğim, iyi bir oyuncu. Onun bölgesinde yine adaşı, eski Galatasaray oyuncusu Serkan Çalık da alternatiflerden biri. Takımın gol yükünü çeken oyunculardan, tecrübeli Emrah Bozkurt ve Gökhan Kaba da son derece kaliteli isimler. Kartalspor'dan gelen çabuk hücum oyuncusu Mehmet Ayaz ve Fenerbahçe'den kiralanan genç yetenek Berk Elitez de, takımın hücum yönüne destek verecek kapasitede oyuncular.

Kemalettin Hoca'nın Erciyes macerası hiç de iyi başlamadı ancak son hafta aldıkları Çaykur Rizespor deplasmanı galibiyetiyle umutlandılar. Onlar için henüz kaybedilmiş bir şey yok, en azından ilk 6 için çok büyük şansları var. Takımın istikrara, yardımlaşmaya ve birlikte oynamaya ihtiyacı var. Çok yetenekli adamların olduğu takımlardaki klasik sıkıntı, pas organizasyonunun yapılamaması ve takım olamamaktır. Erciyes'in bunları aşması gerek. Ayrıca bir ricam da, lütfen Erciyesspor maçlarının Kadir Has Stadyumu'nun yanındaki, tribünsüz sahada oynanmasına izin vermeyin. Gerçekten Bank Asya 1. Lig'e hiç mi hiç yakışmıyor.

Karşıyaka: Yanılmıyorsam, en son 1995-96 sezonunda en üst ligde izleyebilmiştik Karşıyaka'yı. İzmir'in en köklü takımlarından olan, ambleminde Türk Bayrağı olan, 100 yıllık bir çınar, bir kültür Karşıyaka. 100. yıllarını en güzel şekilde geçirip, büyük hedef olan Süper Lig'e uzanmak istiyorlardı sezon başında. Bunun için de oldukça önemli transferler yaptılar. Ancak Reha Kapsal ile korkunç başlayan sezonun ardından, Mustafa Uğur göreve geldi. İlk haftalarda yine bekleneni veremeyen Kaf-Kaf, son haftalarda büyük çıkış içerisinde. Ligin ikinci yarısının başından beri alınan seri galibiyetler, onları bir anda play-off için ümitlendirdi. Karşıyaka'nın seyirci gibi bir sorunu yok, Alsancak'ta, Atatürk Stadı'nda veya deplasmanda seyircisinden mahrum olmuyor asla takım.

 Kalede bir sorunları yok, Süper Lig tecrübesi olan iki kaleci, Recep Öztürk ve Bülent Ataman, bu mevkide son derece yeterli iki isim. Savunmada Mahmut Boz, Ufukhan Bayraktar, Özgür Bayer, Ahmet Burak Solakel, Murat Akyüz gibi sağlam isimler öne çıkıyor. Orta sahada, takımın kıdemlilerinden Taha Yalçıner, tecrübeli Özgür Volkan Yıldırım ve Giresun'dan gelen Fatih Şen defansif merkez pozisyonda görev yapan oyuncular. Orta sahanın solunda, Kardemir Demir Çelik Karabükspor'dan alınan Bülent Kocabey'den büyük katkı bekleniyor. Sağ tarafı genellikle Akeem Agbetu kullanıyor. Agbetu'nun geçen sezon Samsunspor'da neler yaptığını gördük. Şimdiye dek Karşıyaka'ya çok daha fazla katkı vermesini umuyordum ancak henüz bunu başarabilmiş değil. Yine çok yetenekli ancak hiçbir şey veremeyen Ferdi Elmas'ı da hayal kırıklığı yaratanlara ekleyebiliriz. Kısa zaman öncesine dek, Bank Asya 1. Lig seviyesinin üzerinde potansiyelleri olduğu düşünülen Erhan Şentürk ve Özgürcan Özcan'ın trajik kariyer duraklaması da, Karşıyaka'yı olumsuz etkileyen diğer bir unsur. Takımın en önemli ve formda iki oyuncusu çok bariz biçimde, yeni transfer Cihan Yılmaz ve santrfor Şaban Genişyürek. Yıllarca Sivasspor'da başarıyla mücadele eden Cihan'ın, Karşıyaka'ya devre arasında dönmesine açıkçası çok şaşırmıştım. Bence rahatlıkla bir Süper Lig takımında forma bulabilirdi. Ancak böylesi çok daha hayırlı oldu 35.5 için. Ofansa dönük orta saha oyuncusu pozisyonunda, hem gol yaratan, hem de gol kaydeden oyuncu rolünü gayet iyi üstlendi şu ana dek Cihan Yılmaz. Şaban ise tipik bir hedef santrfor. Uzun boylu, güçlü ve iki ayağını da iyi kullanıyor. Israr edildikçe daha iyiye gideceğinden emin olduğum bir isim Şaban keza Almanya altyapısı almış olduğu son derece belli oluyor. Gelişime çok açık bir oyuncu. Bucaspor'un klas santrforu Abdülkadir Özgen'e de stil olarak bence çok benziyor.

Karşıyaka'nın şu haftalar itibariyle ciddi bir sorunu yok gibi görünüyor. Her şey rayına oturmuş ve iyi gidiyor. Ancak hücumda alternatifleri arttırmaları şart. Erhan, Özgürcan, Bülent gibi silahlardan daha fazla yararlanmaları gerek. Yedikleri 20 gol, şu hafta itibariyle olumlu bir sayı ancak 25 gol bulabilmiş olmaları iyiye işaret değil. Ancak, lider Elazığspor'u deplasmanda yenmiş, hem de farkı kaçırmış bir takımdan söz ediyoruz. Karşıyaka için gelecek parlak görünüyor. Play-off yapmaları son derece doğal olur kanımca.